www.akasha.com.bz.tc
Giriş       İçindekiler       Dinler Tarihi

DOĞU MİSTİZMİ

HİNDUİZM

BUDDHİZM

ÇİN ÖĞRETİSİ

ZEN

 

TAOİZM I

Aynen Hinduizm'de ve Buddhizm'de olduğu gibi, Taoizm'de de akılcı bilgi yerine, sezgisel bilgiye önem verilmiştir. Akılcı düşüncenin sınırlılığını ve izafiyetini kabul eden Taoizm, temelde bu dünyadan kurtulmaya imkan veren bir yol niteliğindedir. Bu açıdan, Hinduizm'deki yoga yad Vedanta yolları ile veya Buddha'nın Sekiz Basamaklı Yol'u ile karşılaştırılabilir.Taoist kurtuluş, Çin kültürü çerçevesinde, alışkanlıkların kesin kurallarından kurtulmak olarak anlaşılmaktadır.

Taoizm'de alışılagelmiş bilgiye ve akılcılığa duyulan güvensizlik, diğer bütün Doğu felsefesi okullarında görülen güvensizlikten çok daha büyüktür. Bu güvensizlik, insan aklının hiç bir zaman Tao'yu tam anlamıyla kavrayamayacağı biçimde katı bir görüşe dayanmaktadır. Çhuang Tzu,bunu şu biçmde açıklamıştır :

" En kapsamlı bilginin bile onu bilmesi imkansızdır. Bu yüzden akıl yürütme, insanları daha fazla bilge yapmayacaktır. Yani bilgeler, bu iki yöntemi de reddetmiş olanlardır" 

Chuang Tzu'nun kitabı, akıl yürütmeyi ve fikir tartışmasını hor gören bölümlerle adeta dolup, taşmıştır. Bundan dolayı şunları söylemektedir :

"Yalnız iyi havlamakla iyi köpek olunamaz. Aynı zamanda bir insan, güzel ve yetkin bir biçimde  konuşarak iyi bir bilge olamaz".

Ve devamla :

" Akıl yürütme, bir olguyu net olarak kavrayamamış olmanın bir göstergesidir".

Mantıksal akıl yürütme, Taoist'ler tarafından sosyal etiket ve ahlaki standartlar gibi, insanın yarattığı yapay dünyanın  bir parçası olarak algılanmaktadır. Bu dünyaya hiç ilgi göstermeyen Taoist'ler, dikkatlerini tamamen doğanın gözlemlenmesine  yöneltmişlerdi. Böylece Tao'nun özelliklerini kavramaya çalışıyorlardı. Temelde bilimsel diyebileceğimiz bir  yaklaşım ortaya koymuşlar ve yalnızca analitik yöntemlere duydukları derin güvensizlik, onları uygun bilimsel kuramlar ortaya çıkarmaktan alıkoymuştu. Fakat her ne olursa olsun, doğayı  (güçlü bir mistik sezgiyi de içine alarak) dikkatlice inceleyen Taoist bilgeler, bugün modern bilimsel  kuramlar tarafından doğrulanan gerçeklere daha o zamanlarda erişebilmişlerdi.

Taoist'lerin vardıkları en önemli gerçek, doğanın içindeki değişimi ve faklılaşmayı kavrayabilmiş olmalarıdır. Chuang-Tzu'da bulunan şu bölüm, değişimin yalnızca organik dünyayı gözlemlemekle ispat edilebileceğini göstermektedir :

"Bütün nesnelerin değişimi ve gelişimi, her bir tomurcuğa ve tamamlanmamış olan her şeye , uygun biçimini vermektedir. Burada onların zamanla olgunlaşmalarını ve yok olmalarını görebilir, yani değişimin ve farklılaşmanın sürekli akışını kavrayabiliriz".

Taoist'ler de tıpkı Çin düşünce geleneğinde olduğu gibi, doğada var olan değişmeleri, Yin ve Yang olarak isimlendirilen kutupsal karşıtlıkların, birbirleriyle dinamik biçimdeki ve karşılıklı etkileşmelerinin bir sonucu ve belirmesi olarak kabul ediyorlardı.Böylece onlar, her karşıtlık  çiftinin bir kutupsal ilişkiyi oluşturduğuna ve bu ilişkide her kutbun diğerini sürekli olarak kontrol altında tuttuğuna inanıyorlardı.Tabii bir Batı düşünürü için karşıtlıkların temel bütünselliği çok zor kabul edilebilir bir konudur.  Karşıtlık olarak yaşadığımız her fenomen çiftinin aslında aynı fenomenin iki farklı yüzünü oluşturdukları görüşü, aslında bize çok yabancı gelen bir görüştür. Fakat Doğu'daki düşünürler için bu yaklaşım, aydınlanıp " dünyasal karşıtlıkların ötesine " varabilmek açısından çok önemlidir. Çin'de karşıtlıklar arasındaki kutupsal ilişki, Taoist öğretinin nirengi noktasını oluşturmuştur. Örneğin Chuang Tzu bu konuda şunları yazmaktadır :

" ' Bu ' aynı zamanda ' Şu ' dur. Dolayısıyla  ' Şu '  da  ' Bu ' dur... Tao'nun özü, 'Şu'nun ve 'Bu'nun karşıtlık olabilmelerini durdurabilmektedir. Bir temel eksen olarak, sonsuza dek gerçekleşen değişimlerin merkezinde işte bir tek bu öz yer almaktadır".